bir dost onun dostuna
söyler giderken yanında
fırtınadan önce daha kaç yol gidebilirim
arkamda bıraktığım kaç yalnız asfalt
önümde ezilmemiş toprağın emaneti
daha ne kadar konuşabilirim
kandırabilirim geleceği
yalnızlığa kaç hikaye
okunmadan unutulan hece
daha ne kadar borç alabilirim
ters yöne giden zamandan
kaçsam
kurtulabilirmiyim bu paltomdan
siyah ama dar ve lekeli
beyaz saçlar gibi duran
dalgaların adam ettiği martı gibi
balkona çıktığında sigarasını yakan
bir yoncanın arıya ümit verişini
bir taşın kovuğundan ayrılırken
elveda deyişini
bir çiçekçinin camında yazılan
harika çiçekler gördüm
ama sana verilmeden solan
sustuk
efsanelerde
ama şimdi
dağlar konuştu
söyledi birden
ve birde
sen yoksan ne anlamı vardı
yazan bir mektup uzattı
kimseler yoktu
ben sen sanmıştım oysa
beyaz bulutlarmış yağmurun sebebi
03 Ocak 2010 Pazar
28 Aralık 2009 Pazartesi
yağmurda romatizma
her yol her ton
her ses her son
o kadar istiyoruz ki onu
o kadın o kadın olsun
o adam o
yüzmeyi gözlerinde öğrendim
rüzgar olmayı saçlarında
ikindi vakitlerinde leylak kokmayı
gölgem olmanı tüllerin arasında
yağmurda romatizma
çeken bir adamın sevdiği
yankı bulur bu sesi
bedene ve ebede giden
her mütevazi tozda
içeri giren yağmur bile şaşar
bu ışık da neyin nesi
kesip alacak renklerimi
götürdü bile sesimi
kıskandıracak kadar gerçek
göz alan bu sevgi
taşan ruhların merhemi
ey ebedi sessizlik
sonların bittiği yol
varlığın arkadaşı
ve tabiki
bayanlar ve baylar
ordamısınız
iyi peki dinleyin
varlığın arkadaşı
ve en sevdiğiniz şeyin sırdaşı
ozaman ışıklarda gelsin
ve mumları söndürün
çünkü bu yüzvermek
ve astarını istemek bir çocuktan
insan olarak doğup , bir seven olarak ölmek
nedir bu demeyin
çünkü
"dudaklarında arzu
kollarında yalnız ben"
diye duyulur açık camlardan
askılarda saklı mektuplar
açılamamış sahibine
rivayet olunur
onun için
rimel çekilmemiş hiçbir göz
görmemiş daha onu
bu hikaye nereye gidecek
sonu kafiyelimi bitecek
sanırım öyle ama dur bidakka
bu bir mucize olmalı
çünkü birazdan bitecek
"" arasında Sevim Özhan Yücealp vardır.
(Mehmet Akif ' e saygılar)
her ses her son
o kadar istiyoruz ki onu
o kadın o kadın olsun
o adam o
yüzmeyi gözlerinde öğrendim
rüzgar olmayı saçlarında
ikindi vakitlerinde leylak kokmayı
gölgem olmanı tüllerin arasında
yağmurda romatizma
çeken bir adamın sevdiği
yankı bulur bu sesi
bedene ve ebede giden
her mütevazi tozda
içeri giren yağmur bile şaşar
bu ışık da neyin nesi
kesip alacak renklerimi
götürdü bile sesimi
kıskandıracak kadar gerçek
göz alan bu sevgi
taşan ruhların merhemi
ey ebedi sessizlik
sonların bittiği yol
varlığın arkadaşı
ve tabiki
bayanlar ve baylar
ordamısınız
iyi peki dinleyin
varlığın arkadaşı
ve en sevdiğiniz şeyin sırdaşı
ozaman ışıklarda gelsin
ve mumları söndürün
çünkü bu yüzvermek
ve astarını istemek bir çocuktan
insan olarak doğup , bir seven olarak ölmek
nedir bu demeyin
çünkü
"dudaklarında arzu
kollarında yalnız ben"
diye duyulur açık camlardan
askılarda saklı mektuplar
açılamamış sahibine
rivayet olunur
onun için
rimel çekilmemiş hiçbir göz
görmemiş daha onu
bu hikaye nereye gidecek
sonu kafiyelimi bitecek
sanırım öyle ama dur bidakka
bu bir mucize olmalı
çünkü birazdan bitecek
"" arasında Sevim Özhan Yücealp vardır.
(Mehmet Akif ' e saygılar)
25 Aralık 2009 Cuma
ya sonra
sonsuzluk peki
ya sonra
kurtuldum derken
ya başta
saklandıysan orada
bulmazlar mı seni
en kısa yolda
karanlıkta ve sonda
ve hatta
aydınlatır kendini
parıldayan her çift göz
inanmak istemez hiç bir nefes
biteceğini görünce
ya sonra o gün yerine susmak gelince
kalkmak gerek düştüğün yerden
yolver geçeyim sonsuza giden
yılların borcu şu kısa kemer
sınır ipince
geçitler dar
hasret her gün
ya sonra solmak var
kalp kendi kendine sorar
gözleri anlatır gideceği yeri
çünkü söz fısıldar
kulaklara geçmişi
ve ey beklenen
bembeyaz gelinlikler içinde
senin için dikilen bu yaşamın
seni saran güzelliği
gökteki çiçeklerin
yere inme vakti
açık bırakılan kapılarda
belli ki
vardır bekleyeni
"sonsuzluk ve birgün"
ya gelecek
"söyle bana yarın ne kadar sürecek"
"" arasında Theo Angelopoulos vardır.
ya sonra
kurtuldum derken
ya başta
saklandıysan orada
bulmazlar mı seni
en kısa yolda
karanlıkta ve sonda
ve hatta
aydınlatır kendini
parıldayan her çift göz
inanmak istemez hiç bir nefes
biteceğini görünce
ya sonra o gün yerine susmak gelince
kalkmak gerek düştüğün yerden
yolver geçeyim sonsuza giden
yılların borcu şu kısa kemer
sınır ipince
geçitler dar
hasret her gün
ya sonra solmak var
kalp kendi kendine sorar
gözleri anlatır gideceği yeri
çünkü söz fısıldar
kulaklara geçmişi
ve ey beklenen
bembeyaz gelinlikler içinde
senin için dikilen bu yaşamın
seni saran güzelliği
gökteki çiçeklerin
yere inme vakti
açık bırakılan kapılarda
belli ki
vardır bekleyeni
"sonsuzluk ve birgün"
ya gelecek
"söyle bana yarın ne kadar sürecek"
"" arasında Theo Angelopoulos vardır.
19 Aralık 2009 Cumartesi
umutla yeşeren beyaz çarşaflar
beni birgün unutursun
ve ozaman mandallara asılmış beyaz çarşaflar arasında
denizi görürsen ona bak
beni unutursan ve deniz kurumuşsa
çıplak kalan toprağa adımı yaz
beni birgün belki unurtursan ve toprak kurumuşsa
çocukken sakladığımız anılara
bakma eğer o yoksa
önünde dur zamanın
çizgilerine aldanma
yavaşça yürü
seyret anı
al ondan
ihtiyacın kadarını
çünkü ruhum bile yetişememişse seni almama
o zaman ben kaybetmişim
ve birgün beni unutmuşsan ve toprak yoksa
sar beni
umutla yeşeren beyaz çarşaflara
ve ozaman mandallara asılmış beyaz çarşaflar arasında
denizi görürsen ona bak
beni unutursan ve deniz kurumuşsa
çıplak kalan toprağa adımı yaz
beni birgün belki unurtursan ve toprak kurumuşsa
çocukken sakladığımız anılara
bakma eğer o yoksa
önünde dur zamanın
çizgilerine aldanma
yavaşça yürü
seyret anı
al ondan
ihtiyacın kadarını
çünkü ruhum bile yetişememişse seni almama
o zaman ben kaybetmişim
ve birgün beni unutmuşsan ve toprak yoksa
sar beni
umutla yeşeren beyaz çarşaflara
14 Aralık 2009 Pazartesi
bu denizin tuzu
"bu denizin tuzu"
günahlarım kadar keskin
kaldırır seni emanet gibi
ayaklarından göğe
bu denizin suyu ne tuzlu
ödünç alınan vazolarda
saklı kalan güller gibi
kurumak kadar narin
ve bu denizin suyu
merak duyulan kıyılara
vuran gelecek kadar serin
ne kadar yakın geçmiş
tadı kadar derin
"bu denzin tuzu "
benim ruhumu üfleyecek
kabul etmek nasip olsa
yalnızlığa buyur edecek
ve bu denizin suyu ne tuzlu
kumların sırdaşı
karanlıkta ve ufukta
bu denizlerin dilleri olsa
keşke denilen bir anda
benim diyecek ve hep orda
kalp mühürlerinin açıldığı yerde
içine kadar çek bir nefes
açılalım hep beraber
denizin tuzu ve geri dönmemek
"" arasında Annemarie Jacir filminin ismidir.
günahlarım kadar keskin
kaldırır seni emanet gibi
ayaklarından göğe
bu denizin suyu ne tuzlu
ödünç alınan vazolarda
saklı kalan güller gibi
kurumak kadar narin
ve bu denizin suyu
merak duyulan kıyılara
vuran gelecek kadar serin
ne kadar yakın geçmiş
tadı kadar derin
"bu denzin tuzu "
benim ruhumu üfleyecek
kabul etmek nasip olsa
yalnızlığa buyur edecek
ve bu denizin suyu ne tuzlu
kumların sırdaşı
karanlıkta ve ufukta
bu denizlerin dilleri olsa
keşke denilen bir anda
benim diyecek ve hep orda
kalp mühürlerinin açıldığı yerde
içine kadar çek bir nefes
açılalım hep beraber
denizin tuzu ve geri dönmemek
"" arasında Annemarie Jacir filminin ismidir.
12 Aralık 2009 Cumartesi
yağmurdan sonra
hergün sürdüğü rimeli
beğendirmek için kendini boşluğa
oysaki çıkmaz, tek sobalı evinden
izler günlerin küllerini
hergün sürdüğü kadınıdır
bir erkeğin yanağına
oysaki çıkmaz onun kokusu
gün bitince ve yağmurdan sonra
ve ozaman ıslak tahtalara
yanan kömürün kokusu siner
burun sızlatan anılara inat
sevdiğini alır ve gider
beğendirmek için kendini boşluğa
oysaki çıkmaz, tek sobalı evinden
izler günlerin küllerini
hergün sürdüğü kadınıdır
bir erkeğin yanağına
oysaki çıkmaz onun kokusu
gün bitince ve yağmurdan sonra
ve ozaman ıslak tahtalara
yanan kömürün kokusu siner
burun sızlatan anılara inat
sevdiğini alır ve gider
09 Aralık 2009 Çarşamba
ve belki de söylendi
buğulu camlarda sır tutan ellerle
çizilen kalpler
günden gelen kadınlarını
bekler erkekler
ve hepbirden derler
inanki sevgilim ben daha ölmedim
çünkü sen daha dönmedin
ve kim ne derse desin
bir erkekte ağlar
ki o benim
bizim buralarda her doğru
böyle herkese söylenir
kalk ve uyandır yarını ve deki
birçokları var benim gibi
şimdi esas konumuza gelirsek eğer
dersimiz ölüm, konumuz mahşer
topraktan sızan bu senfoni
ayaklarımı tırmalayacaksın peki
gözlerinize inanın ozaman
kibriti ile açlığını söndüren kibir ile ben
bundan sonra yazılanları gözünü kapatıp dinle
çünkü gözlerin almakta sözlerimi
şeyhiyle dolaşan meczuplar gibidir kabirler
parantezi kapatırlarsa hepsi ölürler
kimine ad vermeden, açık adres
kimine üflenmeden hayat veren nefes
kimine selam veren borçlu çıkar
kimine dokunmak bile heves
oysaki sevende bir sevilende bir
bir gün gelir herkişi bilir
hayat dediğin,hedef saptırmaca
saçlarını boyatan güzel bir kıza
ve bilhassa
"hepimiz yağmuruz, yağmur altında"
söylenen "" arasında Pablo Neruda ile biten.
çizilen kalpler
günden gelen kadınlarını
bekler erkekler
ve hepbirden derler
inanki sevgilim ben daha ölmedim
çünkü sen daha dönmedin
ve kim ne derse desin
bir erkekte ağlar
ki o benim
bizim buralarda her doğru
böyle herkese söylenir
kalk ve uyandır yarını ve deki
birçokları var benim gibi
şimdi esas konumuza gelirsek eğer
dersimiz ölüm, konumuz mahşer
topraktan sızan bu senfoni
ayaklarımı tırmalayacaksın peki
gözlerinize inanın ozaman
kibriti ile açlığını söndüren kibir ile ben
bundan sonra yazılanları gözünü kapatıp dinle
çünkü gözlerin almakta sözlerimi
şeyhiyle dolaşan meczuplar gibidir kabirler
parantezi kapatırlarsa hepsi ölürler
kimine ad vermeden, açık adres
kimine üflenmeden hayat veren nefes
kimine selam veren borçlu çıkar
kimine dokunmak bile heves
oysaki sevende bir sevilende bir
bir gün gelir herkişi bilir
hayat dediğin,hedef saptırmaca
saçlarını boyatan güzel bir kıza
ve bilhassa
"hepimiz yağmuruz, yağmur altında"
söylenen "" arasında Pablo Neruda ile biten.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)